Yıl 1918-Bölüm 1

Yıl 1918-Bölüm 1

Köyün bıçkın delikanlıları Mehmet ile Hasan nahiyedeki askerlik şubesinden gelen haber ile hazırlıklara başlamışlardır. Tarihler Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarını göstermektedir. Memleketin dört bir tarafı alev alev yanmaktadır. Savaş ülkede varlık ve yetişmiş insan namına ne varsa tüketmiştir. İşte bu dönemde sıranın kendilerine geldiğini haber alan Mehmet ile Hasan vatan için yollara düşecek asker ihtiyacının had safhada olduğu kuzey cephesine katılacaklardır. Mehmet 17, Hasan ise 16 yaşındadırlar ama yürekleri şimdinin 25 yaşındaki delikanlıları gibi gümbür gümbür atmaktadır. Devlet o günlerde pek çok cephede mağlup olmasına rağmen Çanakkale Cephesi'nde düşmana dur demiştir, bu cephe nice yiğit evlatların şehadet şerbeti içmesine de neden olmuştur.

Ruslar Sarıkamış’ta 90.000 askerimizin savaşmadan donarak şehit düşmesinden sonra önlerinde başka büyük Türk birliği kalmadığından durmaksızın ilerlemektedir. Giresun'un Tirebolu Kaza’sının (İlçe) sınırlarına kadar yaklaşmıştır. Denizden gemilerle şehirler bombalanmakta karadan ise ağır silahları ile Rus birlikleri hızla ilerlemektedir. İki delikanlımız Mehmet ile Hasan azıklarını almış aileleri ile helalleşerek yola koyulmuşlardır. İki gün yol aldıktan sonra top sesleri ile cepheye yaklaştıklarını anlamışlar ve son molalarını vererek şehadete ulaşmak için bir su başında durmuşlardır. Çok yorulmuşlar ve susamışlardır. Mehmet su içmek için eğilmiş, Hasan ise onu kardeşim Ruslar suya zehir katmış olabilir diyerek hemen engellemiştir. Mehmet o kadar susamıştır ki; Hasan'ın ikazlarını dikkate almayarak sudan içer. Bir süre sonra Mehmet müthiş bir acı ile kıvranmaya başlar ve kısa süre sonra şahadet şerbetini içer. Hasan'ın aklına gelen doğru çıkmıştır, suya zehir katılmıştır. Hasan bu dağ başında yalnız kalmıştır. Bir müddet üzülse de elden bir şey gelmemektedir, arkadaşını uygun bir yere defnedip dua ettikten sonra az sayıda olan kuvvetlerimize katılmak üzere yola koyulur. Karadeniz’in uçsuz bucaksız ormanları bitmiş 2000 rakım yükseklikten sonra ağaçların yerini yemyeşil çimenler almıştır. Hava soğumuş Karadeniz yaylalarının o meşhur sisi bastırmıştır. Hasan silah seslerini daha net duysa da yolunu siste kaybetmiştir. Silah seslerine doğru ilerlemeye devam etmekte ve yavaş yavaş sis açılmaktadır. Tam o sıra yabancı bir lisanla askerlerin silahlarını ona doğrultarak geldiğini görmesine rağmen gidecek bir yer elinde silahı yoktur. Askerler gelirler ve onu yaka paça tutarlar, Hasan yanlış tarafa gitmiş ve sonunda Ruslara esir olmuştur. Günler geçer Hasan diğer esir düşmüş Türk askerleri ile birlikte Ruslar’ın cephe gerisine götürülmüştür. Uzun yürüyüşler ve sonrasında tren yolculuklarından sonra Ruslar’ın aldıkları esirleri tuttukları ve çalıştırdıkları Sibirya’nın o soğuk düzlüklerine getirilmişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı'nın son anlarında Rusya'da Bolşevik ihtilali çıkmış ve Rusya savaştan çekildiğini ilan etmiş ve işkal ettiği Türk topraklarının bir kısmından birliklerini çekmiştir.

Şimdilerde Sibirya kömürü olarak yaktığımız kaliteli kömürlerin çıktığı bu topraklarda; Hasan önceden gelenlerle beraber çalışmaya başlamıştır. Esirlerden sorumlu Rus subaylarından birinin dikkati Hasan'a yönelir. Hasan'ın çalışmasındaki özveri ve doğruluktan hiç vazgeçmeden hak ve hukuka o şartlarda da dikkat etmesi ilgisini çekmiştir. Subayın ismi Rurik’tir. Yüzbaşı Rurik Hasan'ın doğruluğu ve o şartlarda dahi dik duruşundan etkilenerek kaldığı konutun temizlik, ısıtma ve getir-götür işlerini yapması için hizmetine almıştır.

Hasan ağır ve kötü şartlarda çalışmaktan bir nebze olsun kurtulmuş olmasına rağmen esir olmak ona hala dokunmaktadır. Düşman bir memlekette düşmanlarının zorla çalıştırmalarına rağmen yaptığı işin hakkını vererek dürüstlükten ödün vermeden zamanlarını geçirmektedir. Aradan dört yıl geçmiş ve Yüzbaşı Ray binbaşı olmuş Moskova'ya tayini çıkmıştır. Hasan'a o kadar itimadı vardır ki Moskova'ya onu da yanında götürür. Binbaşı Ray'ın Moskova’daki konutunda yine binbaşının hizmetinde bulunmaya devam etmektedir.

Binbaşı Rurik’in tek çocuğu olan kızı Nesha daha 19 yaşındadır ve Hasan’dan bir yaş küçüktür.  Kültürlü bir Rus kızı olan Nesha üniversiteye devam etmektedir. Hasan işlerden arta kalan zamanlarında Binbaşı Rurik’in onun için ayarladığı meslek edinme ve Rusça kurslarına devam etmektedir. Hasan çok zekidir ve gittiği kursları kısa zamanda başarı ile bitirmektedir. Kursu veren Rus öğretmenler Hasan’ın öğrenme hızından ve çalışkanlığından etkilenmiş olduklarından ona da bir Rus öğrenciye yaklaştıkları gibi itinalı yaklaşmaktadırlar. Kurslar sayesinde Rusça yazma ve okuması iyi düzeye çıkmış, o dönemde yeni yeni gelişmeye başlayan haberleşme teknolojilerinde bu konunun okulunu bitirenlerle neredeyse aynı seviyeye gelmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) eğitim sistemi o dönemlerde bütün vatandaşlarının eğitimli olması için tüm hızıyla çalışmaktadır. Hasan da bu eğitim sisteminde verilen kurslarda öğrendiklerini Türklerin kendilerine has teknik zekâsı ile birleştirerek alanında emsallerinden daha iyi düzeye çıkartmıştır.

Günler geçip gitmektedir, o günlerde SSCB’ye demir perde denmektedir. Nedeni ise resmi görevler ve milli sporcular dışında ülkeden dışarıya çıkış yasaktır. Hasan da bu nedenle Binbaşı Rurik Hasan’ı Türkiye’ye göndermek istemiş, Rus Genel Kurmayında bulunduğu görev ve ağırlığını kullanmaya çalışmasına rağmen bunu başaramamıştır. Binbaşı Rurik sonrasında Hasan’ın en azından Rusya’da rahat etmesi için onu Rus vatandaşlığına geçirmiştir. Hasan artık rus vatandaşlığını almıştır ve rus vatandaşlarının yararlandığı bütün haklardan faydalanmaktadır. Aynı zamanda binbaşı Rurik’in konutunda onun ailesinden biri gibi onlarla birlikte yaşamaktadır.

Hasan ailesinden aldığı Türk örf ve ananelerinin gereği olarak gerek Nesha olsun gerek farklı ortamlarda karşısına çıkan kadınlara karşı; edebinden hiç taviz vermeden yaşamını devam ettirmektedir. Evde Hasan’ın kendisine ait bir odası vardır burada kendisini kitaplara vermiştir. Binbaşı Rurik ve ailesi ile gittiği her yere Hasan’ı da götürmektedir. Nesha Zaman içinde Hasan’a gönlünü kaptırmıştır ve bunu Hasan’a söyleyememektedir. Hasan’da Nesha’dan hoşlanmaktadır ama aldığı terbiye ve bu ailenin ona yaptıklarına karşı onlara kötülük etmiş olacağını düşündüğünden o da Nesha’ya açılamamaktadır.

Binbaşı Rurik adam gibi adam olmanın nasıl bir şey olduğunu iyi bilmektedir. Şöyleki; Moskova’da yaptığı görevlerde üstten nasıl baskı gelirse gelsin Binbaşı Rurik işleri kanuna uygun yapmakta, verdiği kararlarda da insan olmanın gereklerini de göz ardı etmeden uygulamaktadır. Bu kararları ve düşüncelerini hangi şartta olursa olsun dik durarak yapmaktadır.

Bundan dolayı onu Moskova’da adam gibi adam olarak bilmektedirler. Binbaşı Rurik Hasan’ın ilk zamanlarda çözmüştür ve kızının Hasan’a olan duygularını o da hissetmektedir. Bir gün Hasan’ı yanına çağırır; Hasan benim oğlum yok ama sen bana yıllardır bir oğul gibi oldun. Bir oğlum olsa senin gibi dürüst, zeki ve ahlaklı olmasını isterdim. Hasan sen de uygun görürsen kızıma da danışarak kızımla bir aile olmanızı isterim dedi. Hasan mahcup bir şekilde çok sevinerek kabul etse de ona sahip çıkan bu adam gibi adama bu evlilikten dolayı bir zarar gelmesinden endişe etmektedir. Binbaşı Rurik’e evliliklerinin ona ve ailesine bir zarar gelmesinden endişe ettiğini belirttiğinde; Binbaşı Rurik ona ben bu yaşıma kadar pek çok savaş gördüm pek çok insan tanıdım ve senin gibi benim adıma aileme yakışan biri için başıma ne geleceğinin hiçbir önemi yok kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın ben şerefim ve doğru bildiklerim için yaşamaktayım gerisinin önemi yoktur, siz mutlu olun yeter demiştir. 1923 yılında aile ve dostlar arasında yapılan bir nişan ile evliliğe ilk adımlarını atmışlardır. Binbaşı Rurik’in çevresinde bu durum yadırgansa da konuşanlara Binbaşı Rurik göğsünü siper etmiş ve hiçbirini Hasan ve Nesha’ya yansıtmamıştır.   1924 yılında Nesha’nın okulunu bitirmesinden sonra mütevazi küçük bir düğün töreni ile Hasan ve Nesha evlenmişlerdir.

Düğünden sonra (SSCB’de her şeyin tarım arazileri de dahil olmak üzere herşey devletindir. Evler, arabalar vb herşey) İçişleri Bakanlığı’nda memur olarak göreve başlamıştır. Hasan da kurslardan aldığı sertifikalar ve Binbaşı Rurik’in kefil olarak verdiği olur ile İletişim Bakanlığı’nda tekniker olarak çalışmaya başlamışlardır. Aile olmanın gereği olarak devlet onlara ayrı bir ev vermiştir. Evliliklerinin ikinci yılında bir oğulları olmuştur. Hasan o şartlarda oğluna resmi olarak bir Rus ismi olan ve kuvvetli savaşçı anlamına gelen Dima adını vermiştir. Gönlünde oğlunun adı daima babasının adı olan Mustafa’dır. Dima (Mustafa)’nın iki yaşına bastığında Nesha yine hamile kalmıştır ve ikinci çocukları kız olacaktır. Kızlarının isimini de Nesha’nın babaannesinin adı olan ve büyük mutluluk anlamına gelen Alisa koymuşlardır.

Yıllar içinde Nesha ve Hasan huzur içinde hayatlarına devam ederken çocukları da bu süreçte büyümüş okula başlamışlar ve başarılı bir şekilde öğrenim hayatlarına devam etmektedirler. Hasan bulunduğu şubede işleri pratik yapması ve sorunlara zekice çözümler üretmesinden dolayı oradan oraya görevlendirilmektedir. 1939 yılında çıkan ikinci dünya savaşına SSCB’nin dahil olması ile ülkede seferberlik başlamıştır. Özellikle 1941 yılında Hitlerin Almanya’sının ile SSCB’ye saldırıları sırasında Hasan Rus ordularının iletişim sorunlarına bulduğu akılcı çözümlerle Alman’ların durdurulmasına büyük katkılarından dolayı SSCB İletişim Bakanlığı’nda şube müdürlüğe terfi ettirilmiştir. Nesha ve Hasan zaman içinde Moskova devlet çevrelerinde örnek aile olarak göz önündedirler. 1945 yılında ikinci dünya savaşı bitmiş ve dünya normale dönmeye başlamıştır. Hasan zaman içinde devlet kademelerinde tanınır olmaya ve karakterinden dolayı da sözü geçen biri olmaya başlamıştır.

Çocuklar büyümüş, Dima 18 ve Alisa 16 yaşına basmıştır. Hasan’ın SSCB’de mutlu bir hayatı olmasına rağmen memleketini ve geçmişini unutmamıştır. Hasan bir akşam çocuklarına kendisinin Rusya’ya nasıl geldiğini, kendisinin Türk olduğunu, aslen Türkiye’de Giresun Vilayet’înin Tirebolu Kazası’nın Domaçlı köyünden olduğunu ve orada "Ökmez" ailesinden olduğunu ve Nesha ile evlenmelerini anlatmıştır.

Kendisi de o sıralar Dışişleri Bakanlığında Çalışan bir arkadaşının Türkiye büyükelçiliğine tayin olduğunu öğrenmiştir.

Hikaye 1993 yılında son bulacaktır. O zamana kadar yaşanılanları gerçeğe uygun bir şekilde anlatılmaya çalışılacaktır.

***Paylaşmak Güzeldir!

Fotoğraf İnternet

Önceki Yazı
Böyle Olsa Nasıl Olurdu?
Sonraki Yazı
Yaşlı adam ve Atı
Yorumlar ( 0 )
Yorum Gönder
CAPTCHA Image [ Değiştir ]